Umudumuza Sarılalım / Özge Özbakır

Birbirimize sarılamıyorsak  da umudumuza sarılalım…

Bugünlerde evrensel olarak oldukça zorlu bir sürecin içinden geçmekteyiz. İnsanoğlu uzunca zamanlardan sonra küresel manada ortak bir sorun odağında kenetlenmiş durumda. Aslında buna bir hayatta kalma meselesi de denebilir.

Yıllar öncesinden bugünlere bakarak, 2000’li yıllar için çok daha büyük, olağanüstü, inanması zor hayaller kurulmuşken, insanoğlunun salgın hastalıkla mücadele ederken en temel ihtiyaçlarına geri dönmesi, beklentilerini ‘’sağlıkla hayatta kalma’’ seviyesine indirmiş olması, bu sürecin her yönüyle çok iyi okunması gerektiğini gösteriyor!

Beklenen o ki, bu durumun ekonomik, sosyal, kültürel ve politik manada çok mühim etkileri ve sonuçları olacak, pek çok köklü değişimleri beraberinde getirecek. Önemli olan bu süreci en iyi biçimde atlatıp buradan güçlenerek çıkılabileceğine dair ümidi koruyabilmek. Zira, her değişim zorlu ve acıtıyor ama aynı zamanda büyütüp, geliştiriyor. Hatta o kadar zorlu ki, 2000’li yıllarla beraber iş dünyası değişim sürecinde yaşananları, bir kaybın ardından yaşanan “yas sürecine” benzeterek tanımlamaya başladı. Psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross hasta yakınları üzerinde yaptığı yıllar süren çalışmaları sonucu “Yasın 5 Evresi” denen bir yaklaşım ortaya koydu. Bu yaklaşımda, yas dönemlerinde veya günlük yaşamımıza uyarlanmış haliyle değişim süreçlerinde yaşanan 5 duygusal evre olduğu tanımlandı. Bunlar;

  1. İnkâr,
  2. Öfke,
  3. Pazarlık,
  4. Depresyon
  5. Kabullenme

Bu içinde bulunduğumuz “pandemi” süreci de benzer biçimde insan davranışlarına mercek tutulması gereken, sosyolog, psikolog ve antropologlara ciddi anlamda veri üreten bir süreç bana göre.

Örneğin son 10 gündür “evde kal” uyarılarına kulak asmayanları durdurmak adına, yetkilileri sokaklardaki bankları kaldırmaya kadar varan “ilginç” önlemler almaya iten bir gündemi hayretle izliyoruz. Zaman zaman da tepki veriyoruz hep birlikte. Ancak toplumun bir kısmının, özellikle de “risk grubu” olarak belirtilen 60 yaş üstü kişilerin bu önlemlere karşı direndiklerini düşündüren tutumlarını gözlemliyoruz. Bu durumu az önce sözünü ettiğim değişim evreleriyle değerlendirmekte yarar var. Bu insanlar şu anda değişimin İnkâr aşamasında, “inanmıyorum”, “saçma”, “bana bir şey olmaz”, “mümkün değil” gibi, olan bitene şüphe duyan bir yaklaşımla karşı çıkma aşamasındalar bana göre. İnkar aşamasında, henüz alışkanlıklarını değiştirmeye ikna olmadıklarından herhangi bir tutum değişikliğine de niyetleri yok.

Sosyal medyada veya televizyonlarda gördüğümüz bazı videolarda, ikinci aşama olan “Öfke” aşamasına geçenleri görüyoruz. Bu salgından ötürü suçlayacak birilerini bulanlar, öfke dolu sözlerin dile geldiğini de şahitiz.  Hatta sürecin “Pazarlık” aşamasına geçip, “yalnızca şurada oturuyorum, o kadarını da mı yapmayalım?” cıları da görmeye başladık.

Sözün özü, değişim dönemlerini her birimiz sürecin ayrı ayrı yerinden duygularla yaşıyoruz. Kimileriyse çoktan içinde bulunduğumuz şartları kabullenip, daha pozitif, daha sonuç odaklı düşünüp sabırla üzerine düşeni yapmaya başladı bile…

Şimdi önemli olan öncelikle soğukkanlılığımızı koruyup, hepimizin kaos durumlarına verdiği tepkilerin çeşitliliğini fark etmek ve empati ile yaklaşarak toplumda ayrılık, öfke oluşturacak tepkiler vermekten kaçınmak. Diğer yandan, alınması beklenen önlemlere karşı tepkili olduğunu gördüğümüz kişileri, verilerle/ gerçeklerle yüzleştirip toplum olarak en kısa sürede “Kabullenme” aşamasına geçmemize yardımcı olacak biçimde iş birliği yapmak. Ve her şeyden önemlisi de umudumuzu korumak, güzel günlerin düşlerini kurmayı sürdürmek.

“En güzel günlerimiz, henüz yaşamadıklarımız’’ demiş Nazım Hikmet. Şu günlerde birbirimize sarılamıyorsak da umudumuza sarılalım o halde. Çok yakında hep birlikte sağlıklı günler yaşama dileğiyle…

Özge ÖZBAKIR

ACC Bütünsel Gelişim Koçu