Krizden Fırsata / Füsun Soydan

Hatırladığım ilk olağanüstü durum, çocukluğumda ‘‘Kıbrıs Barış  Harekatı’’ sırasındaydı. Sokağa çıkma yasağı ve beni çok korkutan akşam evlerde ışıkları karartma uygulaması vardı. Evde babam avizelerin üstünü siyah kağıtlarla kaplayarak, ışığın dışarıdan görülmemesini sağlamıştı. Aamaç olası bir saldırı için yerleşim yeri izlenimi vermemekti. “Acaba bir daha hiç sokakta oynayamayacak mıyız?” korkusuna kapılan diğer komşu çocuklarıyla bir araya gelip, evlerimizde oynayabileceğimiz oyunlar yaratmıştık. Zaten kısa bir süre sonra her şey normale dönmüştü.
Ortaokul ve lise hayatım öğrenci olaylarının çok yoğun yaşandığı dönemlere denk geldi. Üniversiteyi 12 Eylül sonrası sakin dönemlerde okuyup, iş hayatına başladıktan kısa bir süre sonra Körfez Savaşı başladı. Bu sefer, kaotik bir ortamda finans sektörü gibi bir işin içindeydim. Piyasalarda inişler çıkışlar oldu, bir takım rakamlar değişti, bir kaç ay sonra dengeler yeniden kuruldu. Bir kaç yıl sonra 1994 ekonomik krizi, daha sonra faizlerin %7000 ‘lere vardığı ekonomik krizler…

İş hayatım boyunca 3/4 yıl arayla bir takım krizlerin yaşandığına şahit oldum. Bir süre kaos yaşanıyor, dünyanın sonu gelmiş gibi hissediliyor ama önünde sonunda bir yerde dengeler kuruluyor, hatta değişik fırsatlar ortaya çıkıyor, bu durumlardan ders çıkaran kişiler deneyim kazanıyordu.

Bankacılığım sırasında, Amerika’da kriz ortamlarından geçmiş ve yüksek krediler batırmış yöneticilerin, ‘‘nerelerde hata yaptığını öğrenmiş olduğu düşüncesiyle terfi ettirildiğini’’ duymuştum.
Net hatırladığım anlardan bir tanesi de 2003’te yaşanan uzak doğu kökenli SARS salgını sırasındaydı. O sıralar  Hintli  bir müşterimiz vardı, sık sık görüşüyorduk. Hindistan seyahatinden dönüp direk ziyaretime geldiği bir gün tokalaşmak için elini uzattığında kendimin grip  olduğunu söyleyerek (biraz da yalan söylediğim için utanarak) elini sıkmaktan kaçınmıştım. Bugün yaşadığımız Corona virüs salgını bütün bunlardan farklı olarak kısa sürede tüm dünyaya ulaşması nedeniyle daha vahim duruyor. Hepimizin bildiği o “Kelebek Etkisi” nin bir göstergesi gibi.
Ben kendi yaşadıklarımdan geriye dönüp baktığımda, atlatılamazmış gibi görünen pek çok kaos ortamının bir şekilde son bulduğunu, bunların bizim öğrenmelerimiz olduğunu ve tecrübe denilen şeyin bu yolla edinildiğini görüyorum.
Zaten “Hayatta en pahalı eğitim tecrübe ” değil midir?
Evet, bazen biraz ağır bedeller ödenebiliyor, ancak bizi sağlamlaştıran değerler, bilgi birikimleri de bu yolla ortaya çıkıyor. Bu günlerde ise bizlere düşen, konunun uzmanlarınca verilen önerilere uymak  ve sağduyulu davranmak!!!

Antropolog Margaret Mead’ e uygarlığın ilk işareti nedir diye sormuşlar, “kırılıp iyileşmiş uyluk kemiği” demiş. “Doğada hiçbir hayvan kırık kemiği iyileşene kadar hayatta kalamaz; iyileşmiş kemik demek, birisi o insanın bacağını sarmış, onu güvenli bir yere taşımış, iyileşene kadar da ona bakmış demektir. Zor zamanında birisine yardım edilmesiyle başlar uygarlık”!

Bu sürecin sonunda mutlaka dünyada yeni dengeler kurulacak! Unuttuğumuz çevreye  duyarlı ve paylaşımcı  davranışlarımızı yeniden kazanacağız….

Füsun SOYDAN

ACC, Bütünsel Gelişim Koçu