Kaos Süreçlerinde Değişime Liderlik Etmek/Hülya Yurttaş Pirinççi

Önce kendine doğru soruları soracaksın, sonra başkalarına doğru sorular sorarak cevapları bulmalarını sağlayacaksın.

Önce kendini dinleyeceksin, sonra başkalarına dinlemeyi öğrenmeleri için önderlik edeceksin.

Önce kendini göreceksin, sonra başkalarının kendisini görmesini sağlayacaksın.

Yol arkadaşlığı… Koçluk işte böyle bir süreç; profesyonel yol arkadaşlığı, önce kendisini, sonra çevresini ve iletişimini tanımak için adımlar atmasını sağlarken, hayatını dönüştürmenin anahtarlarını sunuyor.

Harvard Eğitim Fakültesinin en ünlü ve etkili kürsü başkanlarından Robert Kegan, “insan değişim yaratmak istiyorsa iki temel soruyu derinden ve dürüstçe yanıtlamak zorundadır” diyor:

  1. Ben gerçekten ne istiyorum ne yaratmak, nereye, hangi gelecek resmine doğru ilerlemek istiyorum?
  2. Buna ulaşmama önce ne engel oluyor? Bu sorunun diğerinden farkı şu olmalı bence; Engel Olan?  Kişi, durum, ortam vb. çok genel bir tanım da olsa güçlü sorulmalıdır. En çok da acaba ben kendim engel oluyor olabilir miyim?

Nasıl yani insan kendine engel olabilir mi? Direk aklımıza gelen soru, hiç düşünmemiştik değil mi?

İş süreçlerimizde de çok defa şahitlik yaptığımız ve farkında olamadığımız en önemli engellerden biri aslında… Yaklaşım rengimizi etkileyen güçlü bir faktör…

İnsanların, kendi içlerinde nerede, nasıl takıldıklarını, içinde bulundukları durumla ve bu durum içinde kendileri ile ilgili nasıl tipik yanlış anlamalar içine düşebildiklerini ve bu yanlış anlama veya çerçevelemelerle kendi önlerinde nasıl engel hale gelebildiklerini iyi sorgulamalıyız. Bu yanlış anlaşılmaların, ilişkilerde meydana gelen içerik ve yarattıkları sonuçlara nasıl etki edebildiğini fark edebiliriz.

Bu durumdan özgürleşebilmek için hem bireylerin neler yapabileceklerini ve ayrıca biz koçların onlara nasıl destek olabileceğimizi de görebiliriz böylece.

Yönetim süreçlerinde karşımıza sık sık çıkan gerekli yerlerde liderlik sorumluluğunu alamamak, delege edememek, çatışmadan kaçmak, geri bildirim verememek veya alamamak gibi bazı problemlerin aslında çok daha derinde, bazen bilinçaltımızda, bazen de biyolojik evrimimizde yatan kaynaklarını ve nedenlerini tespit etmiş oluruz.

Bunu en çok yetki kullanımında görmekteyiz. 

Birine yetki vermek demek, onun size ihtiyaç duyduğunuz hizmetleri sunması, yani sizi hissettiğiniz olumsuzluklardan ve rahatsızlıklardan koruması, sizi güvende, mutlu ve refahta hissettirmesi için bireysel gücünüzü vermeniz demektir. O kişiden sizi rahatsız etmesini, yüzleşmeniz gereken şeylerle ve gerçeklerle yüzleştirmesini, bazı zor seçimleri yapmaya zorlamasını beklemezsiniz. Ancak bu şekilde yetki kullanmak, liderlik yapmak değildir.

Eğer amaç, içinde bulunduğunuz grubun gerçekten ilerlemesi ise, şimdiye kadar otorite ile, uzmanlık ile ve bilinen yöntemlerle çözülemeyen, kurumun, takımın, ailenin veya toplumun değerlerini tehdit eden konularda ilerleme kaydetmekse, otorite ve sağladığı hizmetler, yani yön, düzen ve koruma, bir yere kadar işe yarar. Bir gruptaki başarısızlığın, verimsizliğin, mutsuzluğun ve huzursuzluğun temeli olan zor sorunlara karşı kalıcı çözümleri ise sadece otorite tek başına üretemez, üretse bile uygulayamaz. İşte bunun için liderliğe ihtiyaç olacaktır. Liderlik, insanları tolere edebilecekleri seviyede rahatsız etmeyi içerir.

Son günlerde içinde bulunduğumuz durum yeterince hızlı ve tahmin edilemeyecek kadar değişiyor. Örneğin, içinde bulunduğumuz pandemi sürecinde 17 gün kapanma kararı… Ramazan Bayramı, sokağa çıkma yasağı vb. Peki 17 gün sonra yasak bitecek mi, kapanma kararı uzayacak mı? Hangi meslek grupları çalışabilecek vb. Önceden hatırlayın yıllık planlar yaparken, şimdi o planlara uyamayabiliyoruz. Özellikle profesyonel hayatta, yönetim süreçleri daha önce hiç bu kadar hızlı değişmemişti sanıyorum. Yanı sıra buna asıl neden olan bir sağlık sorunu olunca, bu hızlı değişime hızlı bir şekilde uyumlanarak, alternatif çözümlerle  üretimi sürdürmeye çalışıyoruz. Çünkü buna zorunluyuz.

Değişim, bizim beklemediğimiz şekilde, bizim beklemediğimiz yöne doğru, bizim beklediğimizden daha büyük veya küçük hızda ve beklediğimizden başka zamanda gerçekleşiyor. Her zaman bizim beklediğimizden farklı olacak belki de. Ama yavaş, ama hızlı. Ama o yöne ama bu yöne. Mutlaka değişecek ve bu değişimler beklediğimizden farklı ve hızlı olacak.

Aynı zamanda durum “belirsiz” olacak.

Bir sonraki an, ne olacağı hakkında ancak sınırlı bir kontrolümüz ve ondan da sınırlı bir öngörümüz olabilecek. Bizim dışımızdaki faktörlerin durum hakkında etkisi her zaman daha fazla olacak, bu faktör ve koşulları hiçbir zaman tam olarak tahmin edemeyeceğiz. İşlerin bizim beklediğimiz, planladığımız ve tahmin ettiğimiz gibi gittiği zamanlar tabi ki olacaktır, ancak bu konuda iddiaya bile girmek doğru olmayacaktır.

Yanı sıra “karmaşık” olabilir.

Bu durumda yapacağımız bunu yaparsak şu olur gibi basit, doğrusal “etki → sonuç” analizleri çalışmayabilir… Çünkü statik değil, dinamik bir sistemle karşı karşıyayız. Yaptığımız analizler sonucu aldığımız pozisyona göre tüm sistem kendini tekrar şekillendirecektir. Yani sistemi kendinden bağımsız düşünemeyiz, sistemin herhangi bir parçası hareket ettiğinde tüm sistem bu harekete göre tekrar şekillenecek, onun için bozduğumuz dengenin nasıl bir yeni denge oluşturacağını basit düşünerek anlayamayacağız çoğu zaman.

Ve “tanımlamak” çok zor olacak.

Bu sistemde olanları adlandırmak bile, burada bu oluyor demek bile o kadar da kolay olmayacak. Hiçbir zaman resmin tamamına hakim olamayacağımız için ancak kısıtlı verilerle tanımlamalar yapıyor ve eylemlerini bu kısıtlı tanımlamalarla dayandırıyor olacağız.

Sonuç, bunun adı KAOS olsa gerek

Ben kaosun bundan daha iyi bir tanımını düşünemiyorum. Böyle düşündüğümüzde çoğu zaman içinde bulunduğumuz durumu sonunda tanımlayabilmenin, anlamlandırabilmenin verdiği bir gevşeme ile neyle başa çıkmak zorunda olduklarını bütün çıplaklığı ile görmenin yarattığı endişe karışımı bir duyguya kapılırlar. Bu durum, aynı zamanda liderlerin kaotik durumlarda yerine getirmesi gereken görevlerinden birine de işaret eder: Kaosa tanım getirmek. Onu anlaşılabilir, böylelikle yüzleşilebilir kılmak. Kabul edilebilir, böylelikle yanıt verilebilir kılmak…  İşte şimdi tanı koyuldu. Bir hekim için hastanın tedavi sürecindeki en önemli başarı; doğru tanı koyabilmektir, sonra o tedaviye başlamak çok daha kolay olur… Bu da iyi bir anamnez alma; hastayı derin dinleme, güçlü sorular sorma ve ön tanıdan tanıya giden yolda doğru tetkikleri, araçları kullanmakla mümkün olur. İşte o yüzden kaos süreçlerinde de karmaşık süreçlerdeki değişime önce tespit, tanı koyup anlamdırmak gerekir ki, bunun için iyi bir lider olmalı…

İşte o yüzden iyi bir lider önce kendi görür, sonra başkalarının görmesine ışık tutar… Çünkü tespit ettiğimiz ya da inandığımız olgularda ancak yol alabiliriz.

Dr. Hülya Yurttaş Pirinççi, PCC