Heidi / Füsun Soydan, ACC

Bir gün yolunuzu kaybederseniz bir çocuğun gözlerinin içine bakın; çünkü bir çocuğun bir yetişkine öğreteceği çok şey vardır: Nedensiz yere mutlu olmak, her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak ve elde etmek istediği şey için var gücüyle dayatmak.

Paulo Coelho

İlkokul çağlarındayken kitabını okuduğum Heidi’nin hikayesinden çok etkilenmiştim. Salgın nedeniyle evde uzun zaman geçirmeye başlayınca birçokları gibi benim için de TV seyretme süresi arttı. Kanallar arası geçiş yaparken TRT Çocuk kanalında Heidi’ye rastladım ve izleyen günlerde de serinin tamamını seyrettim, bu sefer Koç bakış açısıyla tabi.

Bebekken anne ve babasını kaybedip teyzesiyle yaşamaya başlayan, daha sonra dedesinin yanına Alp Dağları’na gönderilen Heidi doğallığı, dürüstlüğü, zekasıyla herkesi etkilemiş, aksi bir ihtiyar olan dedesi ve Frankfurt’ta teyzesinin çalıştığı evdeki aşırı disiplinli dadı Bayan Rottenmeier’in bile sevgisini kazanmıştır. Heidi’nin benim dikkatimi çeken en büyük özelliği ise saf niyeti, anda kalmayı becerebilmesi ve yüreğinin sesini dinleyerek isteklerinden asla vazgeçmemesi oldu.

Bizler çocukluğumuzdan itibaren gerek kendi deneyimlerimiz gerekse diğer kişilerin etkisiyle, “Bunu yaparsam başıma ne gelir?”, “Acaba başkaları ne der?” gibi endişelerle zihnimizi bulandırıp, gerçek isteklerimize ulaşmaktan kendimizi alıkoyarız. En büyük korkumuz ise mevcut durumu kaybetmektir. Bütün bunların sonucunda kendimize inancımızı kaybedip, pes eder ve hayallerimizi çöpe atarız Bizler kalp, zihin, ruh ve bedenden oluşan varlıklarız. Bu durumda kalp, zihin, ruh ve beden arasında bir mücadele sürer. Zihin geçmişteki hatalara takılarak bedenimizi yapmak istediklerinden alıkoyarken, kalpten gelen isteklerimiz yaşam amacına ulaşmak için harekete geçmek ister. Böyle anlarda zihnini susturmayı başaran, geçmişe takılı kalmadan, zihnini hatalarından ders çıkartmakta kullanan ve gelecekten korkmadan hareket eden kişiler hep başarılı kişilerdir.

Burada dikkat etmemiz gereken nokta niyetimizin saf, isteklerimizin ve hareketlerimizin “bütünün hayrına” olmasıdır. Heidi’deki belirgin özelliklerden birisi de budur. Arkadaşlık yapması için tekerlekli sandalyeye bağımlı yaşayan Clara’nın yanına Frankfurt’a gönderildiğinde, ona yardım etmek için çok sevdiği dağlardan uzak kalarak kendi önceliklerinden fedakârlık eder. Ancak bir süre sonra tüm canlılarla iletişimde olduğu dağdaki yaşamını çok özlediğini bundan asla vazgeçmeyeceğini herkese kabul ettirerek geri döner. Clara’nın da yaz tatilinde dağlara gelmesini sağlayarak onu yürümesi için azimle çalıştırır ve bunu başarır.

Yaşam amacımız doğrultusunda düzenimizi kurmuşken zaman zaman yolumuza engeller çıkar ve yolumuzu değiştirmek zorunda kalabilir veya planlarımızı erteleyebiliriz. Önemli olan inancımızı kaybetmemek ve  hedefimizden vaz geçmemektedir.

Füsun Soydan, ACC, Bütünsel Gelişim Koçu

ACC

ACC

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü mezunuyum.İ ş hayatına bankacılık sektöründe başladım. Bu sektörde 25 yıl çalıştıktan  sonra sektör değiştirmeye karar verdim. Bankacılık hayatımın son 10 yılında, aldığım eğitimlerin de etkisiyle kişisel gelişim ve psikolojiye ilgi duymaya başlamıştım.

Bu konuda neler yapabileceğimi araştırırken geçmiş yöneticilik deneyimimi kullanabileceğim koçluk fikri cazip geldi. Bir arkadaşımın aracılığıyla  ID Coaching ile tanıştım ve koçluk eğitimleri aldım. Dört yıldır, ICF Unvanlı Profesyonel Koç olarak çalışmaktayım.