Değişime Hazır mısınız? / Zeynep Balaban

Bir Grup Koçluğu çalışmasındayız: Oyunun adı “Değiş”!

O anda salonda bulunan her bir kişi, üstünde en az 7 değişiklik yapacaktır: Önce bir şaşkınlık, herkes üstüne başına bakar, sonra da birbirine: “Hadi bir-iki tane yapalım da, nasıl yapacağız 7 değişimi?”. Koç gülümser, önceki deneyimlerinden emindir: kişi illa o 7 değişikliği bulur: kravatı olan gevşetir, saçı toplu olan saçını açar, gömleğin etekleri dışarı çıkartılır: Ve o 7 değişiklik bulunur. Herkes halinden memnun, gülümsemektedir.

Ancak Koç bir sebeple daha fazla gülümsemektedir: “Harikasınız! “ŞİMDİ 7 TANE DAHA!”.

Salonda bir uğultu kopar: “BU MÜMKÜN DEĞİL!”. İsyanın ilk cümlelerinden sonra birkaç öncü hareketle, ikinci kez 7 değişimin girişimleri başlar: bu kez gömleklerin kolları sıvanır, tişörtün arkasını öne getirilir, ayakkabıların teki çıkar (Ya bir 7 daha isterse?!) saçlar karıştırılır, gözlükler yamultulur, kendinde bir şey bulamayan çantasından güneş gözlüğünü çıkartır.

Tam o anda salona servis yapmak için giren personelin yüzündeki şaşkın bakışlar, en güzel final sahnelerinden biridir. Ancak en favori sahne, bu değişimi 2-3 kez yapabildikten sonra grubun her bir üyesinin hoşnut ifadeleridir. Sadece yarım saat önceki kendilerinden ne kadar farklıdırlar şimdi! Artık hiçbir şey imkansız değildir!

Alışkanlıklarımız, deneye yanıla oturttuğumuz düzenimiz, artık düşünmeden gerçekleştirdiğimiz ve otomatikleşen hareketlerimizin olduğu konfor alanımız, ah ne kadar da rahattır! Hal böyle olunca, hepimiz değişime direniriz.

Ansızın!

Corona ortamı, işte bizi (tüm dünyaca BİZİ), aynı anda değişime zorlayan tetikleyici güç. İlk başta sadece Wuhan’ın sorunu olan virüs, kelebek etkisi ile hepimizin sorunu haline geldi. Hepimiz tek tek ve toplu olarak “değerlerimiz, düşüncelerimiz, duygularımız ve adımlarımız”da değişime, aslında dönüşüme “zorlanıyoruz”.

Dünya laboratuarımızda “dokunmak”, telefonla sınırlandı. Sabah kahvelerimizi toplaşıp ekranlarda içmeye başladık; sabahları servise götürmek yerine çocuklarımızı artık yatağının 2 metre ötesindeki bilgisayarının başına oturtuyoruz; eşimizin sesini duymak için bir yandaki odaya sesleniyoruz.

Üllkeler ve kişiler nasıl da birbirine benziyor… İçlerine kapanıyor; deneyimliler ve teknolojide ileride olanlar diğerlerine yardım ediyor…

Büyük-küçük, genç-yaşlı, Küba-İtalya, “Bir” in “Biz”, “Ben”in “Sen”(Thou) olduğu yerdeyiz.

Artık “ben sağlıklıysam gerisi boş” değil. Çünkü “gerisi sağlıklı olmazsa ben de sağlıklı olamam”; “benim param var” artık şükredecek tek durum değil, çünkü “diğeri” üretemezse alacak bir şey bulamam.

“Ben”im ayakta kalmamın, diğerleri yok olduktan sonra bir anlamı yok.

Ve Koç, salondaki gruba şunu söyler: “Oyun bitti”: Gömleklerin kolları indirilir, kravatlar sıkılır, ayakkabılar giyilir, saçlar derlenip toparlanır, gözlükler göze oturtulur.

Herkes 2 dakika içinde eski konfor alanına geri dönmeye çalışır.

Dünyamız için, bu sefer eskiye “bildiğimiz tarza” dönüş biraz zor gibi.

VAKİT DÖNÜŞME VAKTİ!

Corona öncesini, deneyim ve değerlerimizi de yanımıza alarak, Corona sonrasında

“Yeni konfor alan”ları yaratacağız birlikte..

Yine seveceğiz, belki daha az dokunarak; yine çalışacağız, bu kez, evden; yine yardımlaşacağız, HEP YÜREKTEN.

Salondaki herkes eskiye dönmeye çalışırken, aslında hiçbiri o yarım saat önceki kişi değildir. Bazı kollar kıvrılmış kalır, saçlar hiçbir zaman sabah geldikleri gibi toplu olamaz; kiminin güneş gözlüğü kafasının üstünde kalmış, salondan çıkarlar.

Koç, onların arkalarından bakar: “O gün” gelince değişip dönüşebileceklerine olan özgüvenleri, artık onları “sosyal mesafeden de yakın” takip etmektedir.

Zeynep Balaban