Yeni Bir Pencereden Yeni Bir Bakış / Özlem Akbostancı

İnsan kaynaklarında çalıştığım yıllarda, en çok keyif aldığım ortamlardan biri, üniversite kampüsleri oldu. Her yıl Nisan-Mayıs aylarında şirket olarak üniversitelerde kariyer günleri etkinliklerine katılır ve öğrencilerin çalışmak için neden bizi tercih etmesi gerektiğine dair powerpoint dolusu sunumlar yapardık.

Bizimkiler telaş içinde ne söyleyeceğini, öğrencilere nasıl bir mesaj verirlerse etkili olacağını düşünürken; ben baharın tatlı esintisiyle sanki ilk kez bu bahar gününü yaşıyormuşçasına AN’ın tadını çıkararak kendi öğrencilik yıllarıma, üniversitemin şahane kampüsünde, heyecanlı, geleceğe dair olumlu, coşku ve enerji dolu “BEN” e doğru bir yolculuk yapardım.

Üniversite ortamları, öğrenciler, benim içimi hep ısıtmıştır. Onlarla çalışmak, onların gözlerindeki parıltıyı görmek, onların gözünden dünyayı tekrar keşfe çıkmak, meydan okuyan taraflarını görmek bana her zaman ilham verdi. Ve belki de İK alanında en keyif aldığım çalışmalar hep gençler ile birlikte oldu.

Hepsi bir değer olan, umutlu ve geleceğe dair planlarıyla heyecan duyan gençleri kuruma kazandırdığımızda yüzüm aydınlanır, hem onların yaşamlarında yeni bir sayfa açacaklarına hem de kurumun bu güzel insanlardan çok şey alabileceğine dair umutlanırdım. Elbette gençleri kuruma kazandırmak kadar onların kurumla bütünleşmesini desteklemek ve ekip olmalarını sağlayabilmek; emek ve sabır isteyen zorlu bir yolculuk.

Ben gençlerden oluşan ekipleri bir futbol oyununa benzetiyorum. Hedefe odaklanmış, başarıya kilitlenmiş oyuncular… Hedefe odaklanmak, güçlü bir istek ve cesaret ister. Kendine inanmayı ve bazen de kendine meydan okumayı gerektirir. Hedefler içselleştirilmediğinde ve yapılması gereken görevler olarak algılandığında; hedeften uzaklaşılır ve bu sefer de hedefin arkasındaki amaç kişileri mutsuz eder.

İşyerlerinde mutsuz, umutsuz olan kişiler,  kendi hedeflerini şirketin hedefleriyle bütünleştiremez, kendi iç engelleri içinde boğulur ve zihinsel olarak kilitlenir adeta hareketsiz kalarak kulvarın gerisine düşerler.

Üniversite kampüslerindeki enerjisi ve coşkusuyla mücadele etmeye hazır, kendilerine meydan okuyan gençler kendi hedeflerini, kurumun hedefleriyle uyumlandıramadıklarında, kendilerini baskılanmış, hayal kırıklığına uğramış bulurlar. Donanım ve yetkinlikler açısından her şey harika olsa da, düşünceleriniz kendinize bir engel olarak duruyorsa ve cesaretle harekete geçmekte zorlanıyorsanız başarıya ulaşmak mümkün olmuyor. Koçluk görüşmelerinde harekete geçmek isteyen ama bir türlü geçemeyen kişiler ile sıkça karşılaşıyorum. Zihinde yüklenen olumsuz anlamların, zihinsel bir tıkanıklık yaratarak; kişileri nasıl hareketsiz bıraktığını görüyorum.

“İçinde yaşadığınız evren ile, içinizde yaşattığınız evren arasında kurabildiğiniz bağ kadar mutlu olursunuz” der Çehov.  Hedef ve amaçlara önce kendimiz için anlam kattığımızda, hedefler, kendi değer ve inançlarımızla örtüştüğünde,  hedefler ve kendi beklentilerimizle aradaki bağı kurabildiğimizde; gideceğimiz yola odaklanarak, kendimizi gerçekleştirebiliriz. Yoksa sadece görevler, yapılması gereken işler, sonuçlanmayan projeler ve ertelenmiş bir hayat kalıyor.

İş yaşamında, evet, yapılması istenen işler, ulaşılması gereken hedefler var ama bu yaşamın kendisinde, her alanında var. Hayallerimiz nihayetinde kendimize koyduğumuz hedefler ile gerçeğe dönüşür. Hedeflere ulaşmak, zihnimizdeki engeller farklı bir yöne evrildiğinde, bakış açısı değiştiğinde anlam kazanıyor. Bunun için hepimizin, kendini tanımaya, potansiyeli keşfetmeye, cesarete ve meydan okumaya ihtiyacımız var. Yaşamın, kendisine yepyeni olanaklar yaratacağına dair olumlu inanç geliştirmiş olan kişiler her zaman umutludur ve zihninin köhnemiş duvarları arasından sıyrılmıştır. Bu da kişiyi sıradanlıktan kurtarır ve parlatır, önce sizin ve sonra kurumunuz için değer yaratır.

Değişim, ancak zihnimizdeki engellerden arınmış, daha özgür, daha esnek bir bakış açısıyla mümkün. Görev gibi algıladığımız her şey bir gün bizi mecburiyetler içinde sıkışıp kalan bir “ben” ile başbaşa bırakır.

Öncelikle işe kendimizi tanıyarak ve potansiyelimizi keşfederek başlamak, zihnimizde bizi kilitleyen engellerin farkına varmak,  kendimize sade ve katıksız şekilde bir bilge gözüyle bakabilmek; kendimiz ve yaşamımızdaki hedeflerle bağımızı kurmak için olağanüstü fırsatlar yaratan yeni bir pencere açacaktır.    

 

Yazar: Özlem Akbostancı – Psikolog / Profesyonel Koç

Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde lisans ve Psikometri konusunda yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra iş yaşamına İnsan Kaynaklarında alanında başladım ve 20 yılı aşkın bir süre keyifle çalıştım. İş yaşamım boyunca bazen bir çalışan, bazen yönetici, bazen koçluk şapkamı takarak çalıştım ve kişilerin potansiyelini ortaya çıkarmaları için birlikte vargücümüzle emek vererek daha yaşanabilir bir iş ortamı için çabaladık.

Kurumlarda; ölçme ve değerlendirme, işe alım, seçme & değerlendirme merkezi uygulamaları, yetenek yönetimi, koçluk, liderlik gelişimi, kariyer yönetimi ve yedekleme, yetkinlik yönetimi konularında çok çeşitli projeler yönettim. Halen kariyer gelişimine yönelik “Değerlendirme Merkezi” uygulamalarında danışmanlık yapıyorum.

Daha yaşanabilir bir hayat için ihtiyacımız olan,potansiyelimizin farkında olmak ve cesaretle adım atmak. Bu fikir beni koçluk eğitimi almaya yönlendirdi ve ID Coaching ile buluşturdu. Aldığım eğitimlerin ardından bugün,insanların yaşamına ayna tutarak onların dönüşüm yolculuğuna katkı sağlamak arzusuyla koçluk yapıyorum.

Sevgilerimle,