Kendimiz Olmak, Kendimiz Gibi Olmak / Özlem Akbostancı

Çocukları oynarken izlemekten her zaman keyif almışımdır. Dertleri ne olursa olsun her zaman yüzlerinde kocaman bir gülümseme, vargüçleriyle attıkları kahkahalar,  sokakları çınlatan sesleri, terlemiş, kirli yüzleri, şakaklarından damlayan tozlu ter tanecikleri…..

Bu tabloda gördüğüm her şey yaşamın kendisiyle o kadar uyumlu ki, yaşamla o kadar özdeşleşmiş ki, sahte olan tek bir sahne yok, her şey olağan ve her şey akışta… Bütün çocuklar kendisi gibi, olduğu gibi, yaşamla barışık…..

Bu sahneler benim yaşamımda önemli izler bıraktı çünkü yaşamın sahiciliğine dair izler taşıyor ve bu izler bana yaşamda kendimi tanımak ve kabullenmek için kılavuzluk ediyor.

Kendimiz olmaktan vazgeçip başkaları gibi olmaya başladığımızda, kendimize yabancılaştığımızın farkına bile varmıyoruz. Kendi değerlerimizi terk ediyor ve başkası oluyoruz.  Kendimizi değil başkasının istediği yaşamı yaşıyoruz, nereye gittiğini bilmeyen, hedefini kaybetmiş biri oluyoruz. Kendimiz gibi olmaktan, neden uzaklaşıyoruz, kendimizle neden yüzleşemiyoruz,hatalarımızla, başarısızlıklarımızla karşılaşmak mı bizi kendimizle barışmaktan alıkoyan?

Kendimize yabancılaşma, bir bakıma kendiliğimizi yok saymayı de beraberinde getiriyor. Özdeğerlerimizi, özsaygımızı, kendimize ait olan her şeyi terk edip gidiyoruz. Sonunda ne mi oluyor? Aynaya baktığımızda “kendimi tanıyamadım” dediğimiz zamanlar oluyor ya; kendimize o kadar uzaklaşıyoruz ki bedenimiz, yüzümüz, kararlarımız, seçimlerimiz sanki bize ait değil, bir başkasına aitmiş gibi hissediyoruz.

Bu yabancılaşma yaşamın her karesinde var. Yıllarca iş yaşamının içinde biri olarak, başkası gibi düşünmeye ve davranmaya kendisini mecbur hisseden kişileri çokça gördüm, diyeceksiniz ki bunlar iş yaşamında dayatılan ve öyleymiş gibi yapmaya zorunlu olduğumuz durumlar. Bu konuda haklı olabilirsiniz ama gözden kaçırdığımız bir taraf da var. O da şu ki, kendimizin farkında değiliz, kendimizi tanımıyoruz, potansiyelimizin farkında bile değiliz, kendimizi ortaya koymakla ilgili cesaretimiz yok,  kendimiz gibi olmak zor başkası gibi olmak bize daha kolay geliyor. Sıradan olmaktansa öne çıkan değerleri benimsemek daha çok işimize geliyor. Bizi zorlayan, orasından burasından çekiştirerek yüzümüze oturttuğumuz maskeler bir türlü kendimizle uyumlanamıyor, bizi zaman içinde tüketiyor.

“Başarılı değilim”, “Yeterince iyi değilim” gibi inançlar kendimizi olduğu gibi kabul etmemizin önünde büyük bir engel. Çocukluğumuzdan itibaren bize yüklenen ve zihnimize sanki çivilenip kalan “sen akıllısın”, “Sen güzelsin”, “Sen iyisin”, “Çok başarılısın” ifadelerini zamanla içselleştirip; “Her zaman iyi olmalıyım, Başarılı olmalıyım” bakış açısı haline dönüştürüyoruz. Başkaları tarafından onaylanmak ve iyi görünmek arzusu bütün inançlarımızı pekiştiriyor.  Her zaman iyi olmak endişesi cesaretle adım atmamızı engelleyerek bizi hayal ve hedeflerimizden uzaklaştırıyor. Bizi dar bakış açılarına mahkum ediyor.

Kendimizi tutsaklaştıran ve özgürlükten alıkoyan kendi engellerimiz, kendi inançlarımız ve kendimizle ilgili yarattığımız algımızdır. Tüm varlığımızı beden ve zihnimizi kabullendiğimizde, ben kimim, hayallerim neler, neredeyim, nerede olmak istiyorum, sorularının cevaplarını sadece ve sadece kendimiz için bulmuş olacağız. Kendimizi sevmek ve kabul etmek, bütün olumlu ve olumsuz yönlerimizle ahenk içinde olmak,  KENDİMİZ GİBİ OLMAK, önümüze büyük fırsatları da getirecek.

Koçluk,  ben kimim, beni motive eden değerlerim neler, ben neredeyim ve nerede olmak istiyorum sorularıyla kendi potansiyelimizi keşfetmek, kendimizle yüzleşmek için etkili bir keşif süreci sağlıyor. Kendimizi tanıdıkça kendimizi sevmeye başlayacak, yaşamda ne kadar çok şeyi kaçırdığımızın farkına vararak kendimiz gibi olmanın dayanılmaz hafifliğinde kaybolacağız.Varlığımıza olan inancımız ve güvenimiz,  yaşamın farklı renkleri ile bütünleşmemizi sağlayacak. Kendi renklerimizle resmettiğimiz bir tabloda, senaryosunu kendimizin yazdığı bir filmde tüm benliğimizle yer alacağız. Yaşamı tutkuyla, doyasıya yaşamaktan alıkoyan tüm engellerimizi altüst edeceğiz.

İhtiyacımız olan tek şey cesaretle kendimizi aramak.Seçim ve kararlarımıza saygı duymak, kendimizi önemsemek, acımasızca kendimizi eleştirmekten vazgeçmek.  Doğruları, yanlışları, eksileri, artılarıyla kendimizi kabul etmek. Kendi gözlerimizle bakmak, farklılığımızı fark ederek, farklılıklarımızdan ilham alarak yola devam etmek. İşte o zaman gerçekten kendimizi bulacağız.

O halde kendinizi aramaya ve keşfetmeye hemen bugün başlamak istemez misiniz? 

Sevgilerimle…

 

Yazar: Özlem Akbostancı – Psikolog / Profesyonel Koç

Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde lisans ve Psikometri konusunda yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra iş yaşamına İnsan Kaynaklarında alanında başladım ve 20 yılı aşkın bir süre keyifle çalıştım. İş yaşamım boyunca bazen bir çalışan, bazen yönetici, bazen koçluk şapkamı takarak çalıştım ve kişilerin potansiyelini ortaya çıkarmaları için birlikte vargücümüzle emek vererek daha yaşanabilir bir iş ortamı için çabaladık.

Kurumlarda; ölçme ve değerlendirme, işe alım, seçme & değerlendirme merkezi uygulamaları, yetenek yönetimi, koçluk, liderlik gelişimi, kariyer yönetimi ve yedekleme, yetkinlik yönetimi konularında çok çeşitli projeler yönettim. Halen kariyer gelişimine yönelik “değerlendirme merkezi” uygulamalarında danışmanlık yapıyorum.

Daha yaşanabilir bir hayat için ihtiyacımız olan,potansiyelimizin farkında olmak ve cesaretle adım atmak. Bu fikir beni koçluk eğitimi almaya yönlendirdi ve ID Coaching ile buluşturdu. Aldığım eğitimlerin ardından bugün,insanların yaşamına ayna tutarak onların dönüşüm yolculuğuna katkı sağlamak arzusuyla koçluk yapıyorum.

Sevgilerimle,