İnançlarımız mı, hayallerimiz mi? / Muazzez Ağca

Hayaller gerçek olsa!

Hep duyarız benzer iç çekişlerini! Gerçekleşemeden sönen hayalleri dinleriz dost sohbetlerinde. “Şimdiki aklım olsaydı lafları çalınır kulağımıza. Bilseydim hiç vazgeçer miydim?” der kimileri de. Gözlerden geçen ince sis tabakalarının ardında vazgeçmenin dayanılmaz hafifliğini görürüz. Kendilerinedir kızgınlıkları ama  suçu atacak birileri de hep bulunur. Anne, baba, eş, iş, çocuk, toplum, dünya …Böyle uzar gider liste. Öte yandan da bir hayıflanmadır sürer, hayallerini gerçekleştiren insanlar etrafta boy gösterdikçe.

Hayaller derken; gerçekleşmesi münkün olmayan rüyalardan ya da bilim-kurgu filmlerden bahsetmiyorum. Her insanın kendiyle başbaşa kaldığında, kalbiyle, ruhuyla hissettiği olmak istediği yerden, yapmak istediğimiz yolculuklardan, yaşamak istediği hayattan söz ediyorum.

Birileri de “kendini gerçekleştirmek”ten dem vurmaktadır. Kimiz biz kendimiz? Kafalar karışır düşündükçe, çoğu zaman da kaçılır bu düşüncelerden. Şimdi durduk yerde niye keyfimizi bozalım ki, değil mi ama! Oysa, her şey bir düzen içinde akıp gidiyorken, ne gerek var bunlara der “zihnimiz”.

Öte yandan da; kimileri başkalarına delilik gibi görünen hayallerini gerçeğe dönüştürmektedir gözümüzün içine sokarcasına. 

Ne yaman çelişkidir bu! Nedir kimilerinin cesaret bile edemediğini, diğerlerinin başarmasını sağlayan şey?

Tam da burada başlar oyun. İnsanın aklına düştü mü hele bir bu sorular, “ruhumuz” kendisi için aralanan kapıdan çıkmak için koyar omzunu o dar aralığa. O değil midir, çocukluktan itibaren öğrendiğimiz inançlar yüzünden hapsedilen kapı arkasına.

İçinde bulunduğumuz aileden başlamak üzere koskoca dünyaya  yayılan ve bize nasıl olmamız gerektiğini sürekli dikte eden, sorgulayan, yargılayan ve hatta cezalandıran inanç sistemlerimizin bütünüdür zihnimiz. Böyle peşpeşe sıralayınca biraz korkutucu gelse de aslında içinde yaşarken, pek te öyle bize karşı gibi gelmez bu inançlar, hatta bizi koruyor gibi görünür bu öğrenmeler. Toplumdan topluma değişen, farklı dozlarda da olsa ruhumuzu engelleyen hep bu söylemler,semboller ve kurallardan oluşan  inanç sistemlerimizdir.

Çoğumuz çok uzak ülkelere giderdik bize sürekli kötü hikayeler anlatılmasa. Denizde alabildiğine açılırdık büyüklerimiz yeter, dönün artık çok açıldınız demese. Dimdik, güvenle okurduk şiirlerimizi,  ilk denememizde unuttuğumuz bir dize aile sohbetlerinde sürekli hatırlatılmasa. Daha çok eşyamızı paylaşırdık, okuldan eve gelince kalemimizi arkadaşımıza  verdik diye azar işitmesek. Pek de önemsemezdik hafif tombulluğumuzu, Barbie bebekler ve Victoria Secret’s güzelleriyle karşılaştırılmasak deriz hani şu hayallerinden vazgeçenler olarak biz.

Oysa;

Hayallerinden vazgeçmeyenler; ruhlarının peşinden giderek omuz koydukları  o aralık kapıyı cesaretle  açanlardır.

En kötü ne olur diye kendilerine sorabilenlerdir, anlatılan kötülere inanmaktansa.

Geçmişin geride kaldığını, her yeni anın öncekilerden farklı, eşsiz olduğuna inananlardır ve bu inançla hayata kucak açanlardır.

Farklı yollar deneyenlerdir onlar, hep aynı yoldan gitmektense. Böylelikle bir yere varmak için birden çok seçeneğin olduğunu keşfedenlerdir.

Özgürdürler, bir o kadar da başkalarının özgürlüğüne de saygı gösterirken.

Farkındadırlar kendilerinin. Güçlü yanlarını  severler, zayıf yanlarını da sahiplenir geliştirmeye bakarlar. Kucaklarlar kendilerini sımsıkı.

Çoğumuza aşılmaz gibi görünen engelleri, fırsatlara çevirenlerdir onlar.

Dünyaya gülümseyerek bakanlardır, güvenle, özgüvenle.

Kısaca hayatı da, insanları da kendilerini sever gibi severler.

İşte böyle;

Kendimiz olduğumuzda, ruhumuza izin verdiğimizde…Hayallerimiz gerçek oluyor artık, üstelik tereyağından kıl çeker gibi…

Hayallerimizi gerçeğe dönüştürmek bizim elimizde, inancımızın bu olması dileğiyle ☺

Muazzez Ağca – Profesyonel Koç

Yazar:  Muazzez AĞCA – Profesyonel Koç

1965 yılında Giresun’da dünyaya geldim. Kadıköy Anadolu Lisesi’nde başladığım ortaokul-lise eğitimimi  Bursa Anadolu Lisesi’nde tamamladım.

Marmara Üniversitesi-Kamu Yönetimi ve  ardından İstanbul Üniversitesi –İşletme İktisadı Enstitüsü’nde, International Management-MBA yüksek lisansımı tamamladım.

İş yaşamıma Sigortacılık sektöründe başladım . Pazarlama, teknik, hasar, tahsilat, dağıtım kanalları departmanları başta olamak üzere farklı departmanlarda çalıştım ve yöneticilik yaptım.  Şirketin yeniden yapılanma ve sektörün en büyük şirketlerinde biri olma sürecinde,  beyin takımında yer almak, bu başarıya imza atanlardan biri olmak çok geliştirici, anlamlı deneyimler kattı bana.  2013 Şubat ayında, kişisel gelişim yolculuğumda kendimi gerçekleştirmek ve farklı iş deneyimlerine izin vermek niyetiyle, Sigortacılık kariyerimi  bıraktım.

2013 yılından bu yana  kişisel gelişim konularında derinlik kazanırken bir yandan da CEO Danışmanlığı yaptım,Üniversite’de Satış Stratejileri-Teknikleri dersleri verdim.

İnsanlara iyi gelecek , farkındalık yaratacak,bütüne faydası olan bir iş yapma arayışım beni  ID Coaching’le buluşturdu. Bütünsel Koçluk Eğitimlerini tamamlayarak Profesyonel Koç’luk yapmaya başladım.

Koçluğun değdiği yaşamlardaki dönüşümü  deneyimlemeniz dileğiyle….

Sevgiyle, bütünlükle kalın…