Duygusal Olarak Fit Misiniz? / Neval Altınel

Duygusal olarak fit misiniz? Fiziksel Fitness’ı biliyoruz da Duygusal olanı nedir diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Birazdan açıklayacağım, ancak konuya girmeden önce, hayatınızın gideceği yönünü nasıl belirlediğinizi bir düşünün lütfen.

Önemli kararlarınızı verirken belirleyici faktör hangisidir – zeka mı, akıl mı? Her ikisinin de katkısı yadsınamaz. Sonuçta ortalama zeka ile üstün zekanın yöneteceği hayatlar mutlaka ki birbirinden farklı olacaklardır.

Ancak, zeka veya akıl tarafından yönetilemeyecek kadar güçlü, hayatımızın yönünü belirleyecek kadar kudretli olan bir şey var: DUYGULARIMIZ.

Geçmişteki tecrübelerinizi bir düşünün; yapmanız gerektiğini bildiğiniz halde yapmadığınız veya yapmamanız gerektiği halde, bilerek ve isteyerek yaptığınız şeyleri hatırlamaya çalışın. Belki de yapmak istemenize rağmen yapamadıklarınız vardır. Bugün geriye dönüp bakarsanız, o günkü davranışınızın aslında o an hissettiğiniz duygudan kaynaklandığını fark edeceksiniz.

Buna örnek olarak bir hatıramı paylaşmak isterim;

Seneler evveldi, üniversiteden yeni mezun olmuştum ve Türkiye muhabiri olarak yetiştirilmek üzere BBC Londra’da eğitim ve staj yapma fırsatı doğmuştu. İlk duyduğumda müthiş sevinmiştim, nihayet çocukluk hayalim gerçekleşebilirdi! Evde herkes benim gibi heyecanlıydı, ne de olsa çocukluğumdan beri sürekli savaş muhabiri olmak istediğimi duymaktan bıkmışlardı. Her söylediğimde annem hafif baygınlık geçirecek gibi olsa da, aslında bunun bir çocukluk hayali olduğunu bildiği için beni açıkçası idare ediyordu.

Nihayet başvurumu yapmam gereken gün gelip çatmıştı. O günkü korkumu ve paniğimi bugün bile hatırlıyorum. Birden bire akciğerlerim yok olmuştu sanki, nefes alamıyordum. Önümde hayal bile edemeyeceğim bir fırsat vardı ve ben korkudan donup kalmıştım.  Çok gençtim, Türkiye’ye yerleşeli henüz birkaç yıl olmuştu. Daha yeni yeni alışmaya çalıştığım bir toplumdan çıkıp, yapayalnız, ailemi bırakarak, hiç bilmediğim başka bir yere gitmem gerekecekti.

Elime böyle bir fırsatın bir daha geçmeyeceğini bile bile korkuma yenik düşerek burada kaldım. O gün verdiğim karar, bugüne kadar verdiğim en zor karardı. Aslında kararı benim yerime, hissettiğim Korku vermişti. Ben ise ona teslim olmuştum. Doğru mu yapmıştım, yanlış mı bilemem, ama gitmiş olsaydım hayatım farklı bir yöne gidecek, bambaşka tecrübeler yaşayacaktım.

Bugüne kadar verdiğimiz bütün kararlar, yaptıklarımız, yapmadıklarımız, tercihlerimiz ve vazgeçişlerimiz; hepsi hayatımıza yön verirler ve hepsinin temelinde yatan şey Duygularımızdır.

Ne var ki, hayatımızın üzerinde bu kadar söz sahibi olan duygularımız, aslında kendimizi en zayıf hissettiğimiz alandır. Okuduğumuz okullarda ve çalıştığımız kurumlarda bize hep zekanın üstünlüğü ve akıllı kararlar vermemiz gerektiği öğretildi. Kalp ve Akıl karşılaştırıldığında galip gelen hep akıl oldu.

Halbuki kendi hayatımızın kontrolünü ele almak ve onu yönetmek önce duygularımızı yönetebilmekle mümkün. Duyguları baskılamak, -mış gibi yapmak, pozitif düşünmekten bahsetmiyorum. Duruma göre pozitif düşünmek bazen çok işe yarıyor, ama asıl bahsettiğim şey Duygusal Fitness’tır.

Bugün artık herkes sağlıklı olmak için fiziksel fitness’in önemini bilmekte. Ancak bize öğretilmediği için hayatımızın yönünü belirleyen en kritik faktörlerden olan Duyguları Yönetme Becerisi, yani Duygusal Fitness’ı bilmemekteyiz.

Hayatı yönetmek, kendine liderlik etmek ve sadık kalmak demek. Bu konuda genellikle sınıfta kalmamıza rağmen, gerçekten istersek ve amaç edinirsek, öz liderliği hayatımıza geri kazandıracağımız bir alışkanlık haline getirebiliriz.

Peki acaba başkalarının etkisinde kalmak yerine, kendi hayatımızın lideri olmayı öğrenmenin ve bu kasımızı geliştirmenin yolları neler olabilir?

Olanları olduğu gibi gör

Burada önemli olan şey içinde bulunduğumuz duruma karşı gerçekçi olmak ve onu olduğu gibi kabul etmektir.

İnsanlar genellikle durumları olduğundan daha kötü görmeye eğilimli olurlar. Olayı kendi içinde dramatize ederler. Kendilerini çaresiz, haksızlığa uğramış ve çıkmazda hissettikleri için durumu düzeltmek veya yeni bir girişimde bulunmak yerine hareketsiz kalırlar. Oysa temelde duydukları şey korkudur; başarısızlık korkusu, terk edilme korkusu, reddedilme korkusu, değişim korkusu…

Tekrar bir eylemde bulunarak hayal kırıklığı yaşamamak için kendilerini bloke ederler. Kendi hayatları üzerinde güçlerini kullanmamalarına ve teslim olmalarına gerekçe olarak şüpheci veya kötümser olduklarını söylerler. Aslında gerçek, cesaretlerinin olmamasıdır. Ne yapmaları gerektiğini bildikleri halde hareketsiz kalarak konfor alanlarının içinde olmayı yeğlerler. Bu da beraberinde mutsuzluğu, tatminsizliği, muhtemelen de pişmanlığı getirir.

İçinde bulunduğun durumdan daha iyisini bekle

Bu yol hedeflerimiz, projelerimiz, ilişkilerimiz, kısacası beklentilerimiz için geçerlidir ve hayatta her şeyin daha iyi bir geleceği hak ettiği anlayışından doğar. Kendimiz ve Dünya için daha iyisini istemediğimizde büyümeye ve gelişmeye ihtiyaç duymayız. İnsanların temel ihtiyaçlarının en önemlilerinden biri olan büyüme ihtiyacı olmadan kendimizi ifade edememiş, yaşamamız gereken hayatı yaşayamamış, tutkularımızı gerçekleştirememiş oluruz. Hayatta ilerlememizi sağlayan tek şey gelecekle ilgili beklentilerimizdir. Yaşam denen yolculuğumuzu eğlenceli, anlamlı, zevkli, güçlü deneyimlerle zenginleştiren işte bu beklentilerdir.

Harekete geç

Mevcut durumumuzu abartmadan, gerçekçi bir şekilde değerlendirdikten ve geleceğe yönelik hedeflerimizi ve beklentilerimizi oluşturduktan sonra, sıra geldi harekete geçmeye. Buradaki kritik nokta, kolay uygulanabilir ve basit bir strateji geliştirmektir. Bu alanda yapılan başlıca hatalar çok karmaşık veya gerçekçi olmayan yöntemler geliştirerek, uygulama aşamasına geçememektir.

Duygularımızı yönetmeyi öğrenebildiğimizde hayatta aslında her şey basit ve yalın görünür.

Resmin tümünü, bütün detaylarıyla görmeye çalıştıkça duygular yoğunlaşır ve birbirinin içine girerler. Bu durum kontrolümüzü kaybetmemize ve bloke olmamıza neden olur. Oysa anda kalabilirsek, başa çıkmamız gereken şey sadece o anki duygumuz olacaktır. Böylece her seferinde küçük bir adım atarak sonuca ulaşabiliriz.

Koçluk hizmeti alan danışanlarımda gözlemlediğim kadarıyla, bu süreç iyi yönetilemediği takdirde en muhteşem proje bile başarısız hale gelebilmektedir.

Böyle bir durumda, projenizin bir nevi çalışma ortağı olan ve dışarıdaki gözünüz ve kulağınız gibi hareket eden, olaylara içeriden bakarken görmediğiniz kör noktaları fark edip yaratıcı çözümler üretmenizi sağlayan bir Koç’a ihtiyacınız olabilir. İyi bir Koç doğal yeteneklerinizden en iyi şekilde yararlanmanıza ve zayıf yönlerinizin üzerinde çalışmanın yollarını bulmanıza yardımcı olarak, kendi hayatınıza liderlik etme vasfınızı güçlendirmenize destek olacaktır.

Yukarıda bahsettiğim bakış açısı ve yollarla yıllar önce tanışmış olsaydım ya da içinde bulunduğum durumu yönetme konusunda koçluk desteği alsaydım, az önce bahsettiğim olaya tepkim çok daha farklı olurdu. İçinde bulunduğum şartları olduğundan daha kötü görmeden, gerçekle yüzleşerek, geleceğin daha iyi olmasını ümit ederek kendime şans tanıyabilirdim.

En önemlisi de, kararı Korkum yerine BEN vermiş olurdum.

 

Yazar:  Neval ALTINEL – Profesyonel Koç

Lise eğitimimi yurtdışında, üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesinde tamamladım. İş hayatıma o dönemde Anakent Belediye Başkanı olan Bedrettin Dalan’ın ev sahipliğini yaptığı Uluslararası Zirve Konferansı’nın organizasyonu ile başladım.

Devamında, aralarında Koç Holging’in bünyesinde olan Divan Oteli ve Turyap A.Ş., Coopers&Lybrand, Has Gıda A.Ş. gibi şirketlerin bulunduğu, pek çok yerli ve yabancı kurumda çalıştım. Yirmi beş yıllık kurumsal iş hayatımın son dört yılında üst düzey yöneticilik görevini üstlendim ve 350 kişilik ekip yönettim.

Meslek hayatım süresince farklı kültürleri ve iş yapma modellerini tanıma fırsatını buldum. Kariyer merdivenlerini tırmanırken, bir çalışan ve üst düzey yönetici olarak birlikte çalıştığım girişimcilerden edindiğim tecrübeler sonucunda, sorunlara çözüm üretme aşamasında iş stratejisini bilgi ve ilham ile güçlendirmek için “sezgisel düşünme”nin ne kadar önemli olduğunu anladım.

Bir süre sonra hayatın içinde farklı bir yerde olmam gerektiğini ve hayatıma daha fazla anlam katmak istediğimi fark ettim. Bu farkındalık, kişisel gelişim yöntemleri ile tanışmama vesile oldu. Böylece kendimi keşfetmek ve yeni ufuklara açılmak üzere radikal bir kararla kurumsal iş hayatımı sonlandırdım.

İçsel yolculuğum esnasında Koçluk Sistemi, insan beyninin nasıl çalıştığını, düşüncemizi ve davranışımızı nasıl etkilediğini inceleyen Nörobilim (Neuroscience), Kuantum teorisi, NLP (Neuro Linguistic Programming) ve Psikoloji ile tanıştım.

Hayatımın son 12 yılı süresince incelediğim ve uyguladığım kişisel gelişim yöntemleri ile ilgili bilgilerimi, NLP, ICF onaylı Bütünsel Gelişim Koçluğu, ve Psikoloji eğitimleri ile güçlendirdim.

Halen, Türkiye’de ICF tarafından onaylanmış 12 kurumdan ilk üçünün arasında bulunan ID Coaching International’ın proje geliştirme grubunda görev almakta ve bir yandan da koçluk/mentorluk hizmeti vermekteyim.

Siz de hayatınızla ilgili vizyonunuzu gerçekleştirmek ve istediğiniz yaşama doğru harekete geçmek isterseniz, arzu ettiğiniz hayatı birlikte kurgularken rehberlik etmeye hazırım.

Sizi tanımak ve yol arkadaşınız olmak beni çok mutlu edecek.