Çok “Öz”el / Zeynep Balaban

Bilimsel bir makalede karşılaştım şu cümleyle:

Dünya’nın merkezi kabuğundan 2,5 Yıl daha genç. Merkezdeki her saniye yüzeyindekinden çok daha yavaş tik-taklar. “ 

Ve “…biliyoruz ki Dünya’nın çekirdeği mantosundan daha yoğundur”.

Üzerinde bulunduğumuz Dünya’mız ile aramızdaki bu benzerlik seni şaşırttı mı?

Her birimiz içimizde taşımıyor muyuz aslında dışarıda olanı? Tüm sistem birbirine benzemiyor mu?

Mikro ölçekteki elektronlar çekirdeğin çevresinde hiç yorulmadan dönüyor, tıpkı sadece kocaman teleskopların görebildiği uzaklıktaki kocaman gezegenlerin güneşin etrafında döndüğü gibi.

https://www.youtube.com/watch?v=0jHsq36_NTU&t=133s

Zaman, bizim de kabuğumuzdakinden daha yavaş akmıyor mu özümüzde? Hangi yaşa gelirsek gelelim, yıllarımıza kaç tanesi daha ardı ardına eklenirse eklensin, içimizdeki öz, dışarıda geçmiş gözüken yıllardan daha yavaş “tik-tak”lamıyor mu?

Arkadaşlarımız her yeni yaşımız için bizi tebrik ederken, zihnimiz zamanda geriye çoktan yolculuğunu yapmış oluyor ve biz kabuğumuzda geçen yıllara şaşırmıyor muyuz?

Telefonundaki resimlere bakarken, daha dün gibi gelmiyor mu, ilkbaharda yaptığın ada seferi? Evleneli daha dün gibi değil mi “iç”inde, oysa tam 12 sene geçmiş düğününde arkadaşlarınla dans ettiğin?

Bakma dışarıya, zaman, özünde, gerçekten de daha yavaş akıyor.

Çünkü özün, “an” ı yaşamayı seçiyor. Ta en başından, başlangıçtan beri “seni sen yapan malzemelerle”: Seni gerçekten “sen” hissettiren, doğuşundan getirdiğin, seni farklı, eşsiz ve benzersiz yapan değerlerinle.

Kendi değerlerini özgürce yaşadığında –özgürlükse baş değerin-,

daha “açık ve dürüst” ifade ettiğinde kendini – aradığın buysa etrafında-,

daha kıpır kıpır, daha “genç” hissettiğin olmuyor mu senin de?

Çevrende var ise böyleleri, onların “zamandan ve koşullardan nispeten bağımsız” olduklarını fark etmiyor musun? Kimsenin ya da hiçbir şeyin önüne “engel” olarak çıkmasına izin vermeden. Onlar için  yaşadıkları sadece bir “deneyim”. Ne pişmanlık, ne de “keşkeler”.

Bilim de seninle birlikte senin “öz”ünü aramakla uğraşıyor yüzyıllardır.

“Bu insanın peşinde olduğu ne?” “Ne için uğraşıyor?” “Mutluluk denen şey kişisine göre nasıl değişiyor?” Milyonlarca analiz, terapi, tedavi…Sonuç hep aynı şeye dayanıyor: “Aslında sen kimsin?, hatırla. İçindeki çocuğu uyandır, hayata olan merakını tazele, yaptığın her şeyde kendini ara.”Kendini tanımakla başlamıyor mu her şey aslında?

Kendinde unuttuğunu tekrar keşfedebilmen için herkes seferber olmuş uğraşıyor.

Ve bir gün, meydan okurken buluyorsun kendini. Senin için en doğru zamanda:

Kimimiz kabuğunun ilk katmanlarında yapıyoruz bunu,

kimimiz ise kat kat üzerine koyduklarımızın ağırlığını hissedeli epey olduktan sonra…

Ve nihayet

“Buraya kadar”, diyorsun.

Bundan sonra sadece başkaları için yaşamayacağım”.

“Hayat, eğer istersem, rahatça görebileceğim sonsuz seçenekler sunuyor önümde.”

Hatırla.

Çekirdek daha yoğun… onu çevreleyen kabuktan daha genç.

“Öz”ün ise sana, yıllarca üzerine yüklenmekten kat be kat olan kabuğundan çok daha yakın.

Sevgiler,

Zeynep Balaban

 

Yazar: Zeynep BALABAN – Profesyonel Koç

1976 yılında İzmir’de doğdum.

Galatasaray Üniversitesi’nde İletişim Fakültesi mezunu olduktan sonra Sorbonne Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve İletişimi bölümünde Master yaptım.

Bir süre mezun olduğum alanlarda çalıştıktan sonra Tasarım eğitimi alarak Moda ve Grafik Tasarımcısı oldum ve yaklaşık bir yıldır sadece özel projelerde yer alıyorum.

Profesyonel öğrenci olarak baktığım hayatımın bu döneminde, ID Coaching ile tanıştım ve Bütünsel Yaşam Koçluğu eğitimimi de tamamlayarak Profesyonel Koçluk yapmaya başladım.

Hayatımdaki herkesten ve her şeyden öğrenmeye devam ediyorum.