Bilmek ve Yapmanın Felsefesi/Arzu Bıyıklıoğlu

3681546051_3a26c45d0e_z

Son birkaç yılda gelişim, değişim, insanlık, farkındalık… adına pek çok yazı, kaynak, bilgi akışı yoğun bir biçimde paylaşılıyor ve bu çok güzel bir şey. Ancak bilmek ne işe yarıyor ya da ne kadar işe yarıyor diye bir düşünmek lazım 🙂 Bildikçe farkına varılıyor, başkalarıyla da paylaşılıyor, entelektüel yapı artıyor ve sonra? “Ben biliyorum”culuk mu başlıyor, bilmeyenler mi yargılanıyor ya da bilmenin ama yapmamanın sancısı, içsel çelişki mi başlıyor? Tabii bu arada bilinenler de ne kadar doğru, bu da tartışılır 🙂 Bilimsel bilgi değil ama kişisel bilgilerin doğru olup olmadığını, işe yarayıp yaramadığını kişi kendi üzerinde deneyimleyerek karar verebilir. En güzel yol bu. 🙂

Çok sevdiğim bir Yeni Gine sözü vardır: “Bilgi, kasa nüfus etmediği sürece bir söylentiden ibarettir.” Evet, uygulamayla sindirilmiş, kişinin yaşamına geçmiş bilgi tüm hücrelere kodlanmıştır ve işte o zaman işlem tamamdır 🙂 Tabiki bunun için iradeli olup çaba harcamak gerek yoksa öğüt eren bir kitaplık gibi oluruz.

Ahlak felsefesindeki yaklaşımlardan birisi de “Entelektüalistler ve Volontaristler” diye ikiye bölünür. Entelektüalistler; kişisel davranışların tümüyle bilişsel ve entelektüel bir durum ve tavra işaret ettiğini savunur. Sokrates “insan bile bile kötülük yapmaz” anlayışıyla ahlakta entelektüalizme işaret eder. Volantaristler yani “iradeciler” ise ahlaki davranışlarımızda asıl belirleyici olanın irademiz ya da istencimiz olduğunu söyler. Volantarist yaklaşıma yakın duran Descartes’a göre bilmek iyi bir davranışın garantisi değildir ve böyle bir bilgi direkt olarak iyi davranışa yol açmaz. İnsan iradesiyle karar vermeli ve yapmalıdır, der.

Konu ister ahlak olsun, ister erdem, ister kişisel gelişimiz hiç fark etmez çünkü hepsi biziz, hepsi birbirini tamamlar. Bilmenin, öğrenmeniz sonu yok, yaşam boyu öğrenme devam edecek. Tüm insanlar istese de istemese de öğreniyor. Zihnin kendi otomatik sistemi bu şekilde kurulmuş.

Başkalarının hayatlarını seyrederken bile insan zihni öğrenme halindedir, buna sosyal öğrenme diyoruz. Hatta dizilerden öğreniyoruz 🙂 Subliminal mesajlardan öğreniyoruz farkında olmadan buna da  örtük öğrenme diyoruz. Yani zihin her an bir öğrenme etkinliği içinde. Bir de  bilerek araştırarak, isteyerek, sorgulayarak bilinçli öğrendiklerimiz var…

Bilinçli öğrenmeyi seçmek tabii ki en doğrusu. En önemlisi de bilmekten kullanmaya geçmek, yapmadıktan sonra neyin iyi ya da doğru olduğunun pek bir anlamı olmuyor. Entelektüel zenginlik yetmiyor. Hatta belli bir zaman sonra bilip de yapamamak gerçekten kişiye ağır bir yük olmaya başlıyor. Descartes gibi Volontarist bir yaklaşımda olup öğrendiklerimizi davranışa, eyleme geçirme taraftarıyım. Evet bu da irade, emek, çaba istiyor ama sadece  bilmek de hayatı değiştirmiyor ” yapmak ve olmak” gerek 🙂

Okumaya, araştırmaya, bilinçli öğrenmeye devam AMA artık uygulama zamanı. Değişim için, özgürleşmek için, huzur için UYGULAMA şart 🙂

Sevgi ve sağlıkla ilerleyin…

Arzu Bıyıklıoğlu

PCC /NLP Uzmanı ve Yaşam Koçu